Uzak kaldım bir süredir. Ama sanırım mazeretim kabul görür. Bir, en geç iki aya, 3. kitap yani 1864 Çerkes Soykırımı’nı kaleme aldığım “Adsız Roman” raflarda yerini alacak.

3 yılımı ve uykularımı benden alan romanı elbette ki bu kadarla geçiştirmeyeceğim..

Çıktığı zaman keyifle, detaylarıyla yazacağım ama bugün işimden yola alarak TEKSTİL konusunda yazmak istiyorum. Zaten uzunca bir süredir çok doluyum. Ülkemizdeki hızlı değişim, başkalaşım beni çok kaygılandırıyor. Tıpkı vatanını seven her vatandaş gibi.  Bu yüzden de –müsaadenizle-  bir süre kaygılarımın yazdırdığı cümleler olacak köşemde.

Mesela; “Kentlerin Değişen Yüzü, İnsanların  Değişen Yüzü… Yatırımların, ekonominin, sanatın, Karadeniz’in, Ege’nin…. “

diye devam eden uzun bir listem var yazmaya niyetlendiğim.  Ruhumuzu acıtan, kabullenmek istemesek de yaşadığımız gerçeklerin izdüşümü. Bu kadar birikmişlikle ve malzemeyle değil yazı dizisi, “SemaZat’dan 1001 Gece Çemkirmeleri” diye destan bile çıkarabilirim.

O vakit ilk olarak tekstil ile başlayalım..

Tekstilin devleri birer birer batarken, kimisi sektörden yada iç piyasadan çekilirken, kalanlar da gidişata ayak uydurmaya çalışırken, ya kimliğinden çıkıyor ya da kaliteden ödün vermek zorunda kalıyor. Anlayacağınız nereden baksanız vehamet. En gözle görünen kısmından, yani yeni sezon tasarımlarından  örnekler ile gidişata dair ip uçları vermek gerekirse; Eteklerin boyları uzadıkça uzuyor. Özgürlük alanı, dizin altı ile ayak bileği arasında. Etek uzar da kol durur mu? Durmamış, o da bilek kemiğine dayamış kendini.  O eski  slim fit elbiseler,  kulplu dar gömlekler, mini etekler, dar kesim pantolonlar da koleksiyonların içinde neredeyse mercekle aranacak ölçekte.

Yerini, geniş, döküm döküm, vücut hatlarını belli etmeyen modellere bırakmış çaresizce. İstisna markalar, tasarımlar var elbette, ama böyle durumlar için özel olarak söylenen
“İstisnalar kaideyi bozmaz “diye de bir sözümüz var dilimizde.

Malum bir de, yerini seven, “İnmem beşe, çıkarım canımın istediği yere”  diyen dolar, euro kurundan mütevellit, firmalar iç piyasaya yönelik ürünlerde ucuz kumaşlara ağırlık vermiş.
Daya polyesteri, petrol türevli boyamaları…  El de salına salına giysin bizim Çukurova pamuklarını.

Nereye mi bağlayacağım? Tabi ki Arap hegamonyasına… Ekonomik anlamda sektörde bu denli etkin oldukları için koleksiyonlar da haliyle onlara göre şekilleniyor.

Eh bir de üzerine,  geçen her gün Ortadoğu ülkesi olma yolunda şevkle ve  hızla ilerlediğimiz düşünülürse, sonuç kaçınılmaz.

“Ver doları, al modayı.. “

Sevgilerimle,
Sema Soykan

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here