Son Otuz Yılda Nereden Nereye?

0
4

SEVGİLİ MESLEKDAŞLARIM,

Bir süre önce turizmGM editörü sevgili Hakan Eren ile yaptığımız “BOYD BAŞKANI SERDAR KARCILIOĞLU İLE A DAN Z YE DOBRA DOBRA” başlığı ile yayınlanan bir röportajımız vardı, ancak gazeteye art arda yeni manşetler girince bu yazı da doğal olarak güncelliğini kaybetti ve sayfanın altlarına düştü…

Damdan düşenlerden kısaca bizden birisinin Turizmimizin başına getirilmesi ile Ülkemiz turizminde yeni bir çığır açacağına inandığımız, sayın Mehmet Ersoy’un süregelen çalışmalarına da bir nebze ışık tutabileceği inancındayım…

Dobra dobra sorulmuş sorulara aynı şiddetle verilmiş cevaplar olarak son otuz yılın bir değerlendirmesi olarak kabul edilebilecek gelişmeleri bir kez daha köşemde dikkatlerinize sunmak istedim.

İlk yayında iki gün üst üste verilen bu uzun yazı biliyorum sizi sıkabilir, sıkılmayınız lütfen birkaç günde okuyunuz ama mutlaka okuyunuz,

Haydi başlayalım,

H.E.       Sayın Karcılıoğlu, bir sezon daha günahları ile sevapları ile geride kaldı. Hemen her kesimde bir “patlama” sözcüğü duyuyoruz değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

S.K.        Bakın bu sözcük 80 li yılların başında sıklıkla kullanılan bir sözcük idi, ben de o zamanlar hep arkadaşlar toplam yatak sayınız 70 bin Yunanistan’ın Rodos adasıyla eşdeğerde hangi patlamadan bahsediyorsunuz diye diye sonunda vaz geçirmiştik… Sonra 80 li yılların ikinci yarısında rahmetli Özal’ın gerçekleştirdiği turizm hamlesi ile 90 lı yıllarda bu sözcük yine moda olmuş her fırsatta turizmi patlatan bir takım eyyamcı tiplemelerle karşı karşıya kalmıştık… Neyse ki  diğer rakiplerimizden ardı ardına gerçek turizm verileri geldikçe bizdekinin farklı bir patlama olduğu anlaşılmış zar zor da olsa tekrardan vazgeçilmişti.

Şimdi Ülkemiz 2015 de “Patlak” veren olayların etkisi ile 2016 ve 2017’yi gerçek anlamda “DİP” yaparak bitirmiş, 2017’nin biraz sakinleşen ortamı nedeniyle sezonun trend kazanmasıyla eyyamcılar bu kez verileri anlatırlarken yüzde üç yüz beş yüzleri telaffuz ederek abartılarını dile getirmişlerdi…Tabii 4 milyon turistten “0” turiste inmiş bir yıl öncesine göre bu kez 4 bin turist geldi diye bunu yüzde dört yüz artış diye gösterme becerisi Dünyada sadece bizim insanımıza özgü bir kabiliyetti…

Gelelim 2018’e evet gelişen iyimserlik ortamı, döviz kurlarındaki değişim rüzgârı ile özellikle Avrupalı turist için neredeyse bedava olan Türkiye cazibe merkezi oldu… ve birtakım insanlar ülkemize akın ettiler ama Hangi para ile! Attıkları taş ürküttükleri kuşlara değdi mi?

Bir şey biliyorum arka arkaya gelen ve halen beklenen konkordatolara bakınca gerçekten bir “patlama” görülüyor ama patlamanın gücünü bekleyip göreceğiz…

Anlatım biraz uzun oldu galiba ama bu eyyamcı tiplemelerin başka türlü kafalarına girmiyor…

Gerçekleri görmez isek yani teşhisi iyi koyamaz isek tedaviyi yapma şansımız olamaz…

H.E.         Sayın Başkanım, bu ara yazılarınız çok sık ve arka arkaya geliyor ve hemen hepsinde Yeni Turizm Bakanımızı destekliyor ve de biraz da övgü ile yaklaşıyorsunuz bunun özel bir nedeni mi var? Bunun nedeni, öncesinde var olan özel bir dostluk olabilir mi?

S.K.        Bak kardeşim alakası yok evet sayın Bakanın Kadıköy Kızıl toprak da iki genç kardeş olarak sahip oldukları acenteleri varken ben de Bağdat caddesinde Anadolu yakasının ilk ve tek IATA acentesi olarak kendilerine bir süre uçak biletleri temininde yardımcı olmuştum. Bunun dışında sektörde uzun yıllar acenteleri ile yan yana çalışmalarımız oldu, ama onca yıl belki bir iki kez bir ortamda karşılaştığımızı ve Bodrumda yapmayı planladıkları bir yatırımı desteklemem ve savunmam dolayısı ile belki bir iki kez de telefonla konuşmuşluğum vardır.

Kendisini halen destekliyor olmam yıllarca sektörde gösterdikleri üstün başarı grafiği ve benimde yıllardan beri en azından Bahattin Yücel den sonra bizden birilerinin Turizm Bakanı olması gerektiği yönünde her fırsatta açıkladığım düşüncelerimin sonucu bu makama getirilmiş olmasından dolayı duyduğum sevinç ve güvenle ilgilidir.

Şimdi şu açıklamalara dikkatini çekmek istiyorum,

“Turizmcilerin bir kısmı sektörü meslek olarak görmüyor…”

“Turizm 100 metre koşusu değil, maratondur…”

“Bir tane de otelim olsun deyip otel açan büyük yatırımcılar var…”

“Nitelikli turizme geçişi başlatacağız’, Türkiye mass turizmdeki misyonunu tamamladı, şimdi sektörün ikinci etabına geçerek nitelikli turizme yönelmemiz lazım…”

Ve dahası….

Bu cümleler son zamanlarda bugüne kadar hiçbir yetkili ağızdan duymadığımız söylenemeyenlerin söylenebildiği açıklamaları yansıtmıyor mu?

Hepsi bir başyapıt değerinde değil mi?

Sayın Bakan tamda duymak istediklerimizi söylemiyor mu?

Bunlar, benim bu röportajda söylediklerimin büyük bir bölümü ile örtüşmüyor mu?

Kendisi “Damdan düşendir” sorunlarımızı daha iyi bilen başka kimse olamaz, şunu belirtmeliyim ki 16 yıllık Ak parti iktidarının bu bakanlığa gerçekleştirdiği ilk önemli tasarruftur.

Daha ne isteyebiliriz ki tabii ki destekleyecek ve takip edeceğiz…

Bir şey daha söyleyeyim mi, ben yakın bir gelecekte bunlar birer birer yapılmaya başlandığında bizlerin bu sorunları konuşmaktan kurtulacağımıza inanıyorum ve düşünüyorum.

H.E.       Biraz da genelden özele inelim mi? Türkiye de bir şekilde turizm yapılıyor bunu biliyoruz da Turizmin en önemli nüvesi olan Hizmet anlayışı sizce sürdürülebilir düzeye ulaşmış mıdır? Kalite odaklı bir turizm yapıyor muyuz?

S.K.        Genele baktığımız zaman Ne yazık ki hayır! Şehir otelciliğini bir yana alırsak Resort da Özellikle Antalya da 12 ay açık olan ve personeli ile uzun yıllar bir arada çalışma imkânı bulmuş tesisler haricinde hizmet sektörünü yönetebildiğimizi düşünmüyorum, hep söylüyorum çalışanlarının % 84 ünün eğitimsiz, her yıl yaklaşık 250 bin eksik istihdamla çalışan bir sektörde Kaliteden bahsetmek abesle iştigal etmek demektir, kendimizi kandırmayalım!

H.E.       Sizce bunun çözümü var mı?

S.K.        Tabii ki var son köşe yazımda da değindim, öncelik “Turizm eğitiminde top yekûn bir seferberlik” den geçiyor. Doğru ayağı yere basan, yapmış olmak için yapılmayan (bugüne kadar hep böyle yapıldı sonuç hep sıfır, paralar heba oldu en önemlisi zamanlar boşa harcandı) projeler ile hızlı ve gerçekçi müfredatla donatılmış bir eğitim sistemi ile kalıcı bir çözüme ulaşırız

H.E.       Var mı böyle bir sistem?

S.K.        Olmaz mı var tabii…uzağa gitmeye gerek yok 1994 den beri Bodrumda gerçekleştirdiğimiz onlarca eğitim projesi var kimse görmek istemiyor ama başta Muğla olmak üzere Anadolu’nun Güneydoğu’nun köylerinden kasabalarından topladığımız 4 binin üzerinde sıfır kilometre genci yetiştirmiş sektöre kazandırmışız, hemen hepsi sektörde çalışıyorlar, büyük bir bölümü sektörde üst düzey yöneticilik kariyerlerini sürdürüyorlar, zor mu incelesinler görsünler, dahası Yavuz Donat’ın  06 Eylül 2008 de yazdığı “O Bir Model” isimli yazısını okusunlar bunun en kısadan özetini bulacaklar orada.

H.E.       Yani?

S.K.        Yani’ si bu, Kış sezonlarında 4 / 5 aylık hızlandırılmış teori ile pratiği aynı anda uygulayan davranış bilimlerine ağırlık veren bir müfredat yapısı içerisinde hizmet alan ile hizmet verenin teatral bir düzende “İsviçre Turizm Eğitim Sistemi” modeli eğitim sistemi ile çok değil 3 kş szonunda tüm Türkiye’ye turizm öğretir, sektöre kazandırırsınız. Bunun networking’i var bizde…

H.E.       Tamam bu anlattıklarınız ile sektörün 24 saat turistle haşır neşir olan orta kademe çalışanlarını eğittiniz de Üst kademe sizce dört dörtlük mü?

S.K.        Kesinlikle haklısınız, orada piramidin tepesinde de ciddi sorunlar var tabii ki ne yazık ki biz milyonlarca dolar harcayıp rakip ülkelerin içerisinde en genç yataklara sahip olurken bu işin esas nüvesi olan “İnsan” kavramını göz ardı ettik… Ucuz iş gücüne yöneldik, yandaki tesis de  yüzbaşı, binbaşı, rütbesindeki gençlerimiz aldık orgeneralliğe terfi ettirerek tesislerimizin idaresini teslim ettik yetmiyormuş gibi otel kavramıyla sadece tatil yapmayla ilişkisi olmuş, bir bilim dalı olan bu mesleğin incelik ve püf noktalarını bilmeyen yatırımcı kimliği ile her işe karışan aldıkları yanlış kararlarla otel yönetimini katleden kişilerin egemen oldukları bir sektör yarattık. Burada ekmek yapmanın fırıncıya teslim edileceğini bilen kurumsal yapının bilincinde olan turizm yatırımcılarımızı ayrı tutuyorum tabii ki…

H.E.       Anladım, bu noktada eğitimin yönü de değişiyor, sizin değiminizle piramit tepeden dibe doğru bir sürece evriliyor.

S.K.        Aynen öyle, bu işte var olmak istiyorsanız oyunu kurallarına göre oynayacak ve gereken ne ise onu eksiksiz yapacaksınız bu öyle bir sektör dür ki şunları yapayım da bunu yapmasam da oluverir dediğiniz anda domino etkisi yaratır ne olduğunuzu anlayamazsınız…

H.E.       Çare var mı?

S.K.        Olmaz mı? Bunca yıl boşuna mı dirsek çürüttük, her biri mesleğin mutfağından gelmiş yıllarını bu kutsal mesleğe adamış, tecrübeli, derneğimiz üyesi ve yönetim kurulundaki arkadaşlarımla aylarca göz nuru döküp emek harcayarak hazırlayıp verdiğimiz, Türkiye Turizm Stratejisi (2023) Kapsamında “KONAKLAMA SEKTÖRÜNDE GÖREV YAPAN TEPE YÖNETİCİLERİNİN ÜNVANLARININ KORUNMASI NİTELİK SORUNU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ PROJESİ” Kültür Ve Turizm Bakanlığının arşiv odasındaki tozlu raflarında duruyor çıkartıp inceleyin en ince ayrıntılarına kadar çözümü orada bulacaksınız…

H.E.       Başkanım Bunca yıl boşuna mı dirsek çürüttük sözünüzden hareket ile, sizin 40 yılı aşkın bir süredir sektör içerisinde bu işin mutfağından gelmiş kendi anlatımınızla bulaşık yıkamış, et kesmiş, bir turizmci olarak duayen bir kimlik kazandığınızı biliyoruz, ancak bu arada bu düşünceyi destekler nitelikte TÜRKİYE TURİZMİ SÖZLÜ TARİH ARAŞTIRMASI isimli bir eser çıktı bu araştırmada size de ciddi bir yer verilmiş biraz anlatır mısınız?

S.K.        T.C Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Başkanlığı’nca tamamı 10 cilt olarak hazırlanan “TÜRKİYE TURİZMİ SÖZLÜ TARİH ARAŞTIRMASI” nın 9. Cildinde benimle de yapılan söyleyiş ile Türkiye de Turizmin gelişiminde emeği olanlar içine alarak 9 sayfa olarak yer verdiler, huzurlarınızda bu eserin hazırlanmasının ve yayımlanmasının mimarı olan Prof Dr. Nazmi KOZAK ile A.Ü. Araştırma Görevlisi Dr.Mune MOĞOL SEVER’e sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum bu çok önemli eser gelecek nesillere Turizmimizin nerelerden geldiğinin anlatımı açısından önemli bir ışık tutacaktır…

H.E.       Sayın Başkanım peki konumuza dönelim, ne sorsam bir çözümü olduğunu belgeler ve adres vererek gösteriyorsunuz, Bir anlamda yaşanan sorunları yazılarınızla, projelerinizle, yaptığınız söyleşi ve programlarla tarihe not düşmüşsünüz.

Bu arada Yavuz Donatın sizinle ilgili yazısını buldum okudum, Yavuz Donat yazısının sonunda birtakım adreslere sizi işaret ediyor arayan soran oldu mu?

S.K.        Pardon! Anlamadım!

H.E.       Ben anladım başkanım!              

H.E.       Peki diyelim ki her şeyi sizin gösterdiğiniz gibi gerçekleştirdik, donanımlı genç turizmciler yetiştirdik, bu arkadaşların sektörde yatırımcı tarafından gerektiği gibi ilgi görmediklerini önemsenmediklerini biliyoruz, bu durumda otel sahipleri kısaca “Mutlu Çalışan Memnun Müşteri” kuralına sadık kalabilecekler mi?

S.K.       Kesinlikle haklısınız, bizim insanımız dönüp dolaşıp yine ucuz işgücüne koşacaklar ama inanın bunun da çözümü hani şu Bakanlığın tozlu raflarında kalan projemiz var ya işte o satırlarda, her iki tarafın da hak ve yükümlülüklerini koruma altına alan her şey en ince noktasına kadar irdelenmiş açıp bakın, kesin çözümü de orada bulacaksınız.

Dahası var hatta daha önemlisi, Türkiye de Otelcilik öyle bir sürece evirildi’ ki lütfen yanlış anlaşılmasın bu işi gerçekten ticaret amacıyla yapan yatırımcılarımızı ayrı tutuyor ve onlara saygı duyuyorum ancak birde turizm sektörüne bulaşalım bir otelde bizim olsun mantığı ile sektöre girmiş, otel işletmeciliğini tüm dünyada yazılmış kuralları ile değil de ( zaten bu kuralları bilmeleri mümkün değildir), işin ehliymiş, profesyoneliymiş dinlemeden işletime sadece ön yargı ve fantezileri ile yön vermeye odaklı farklı bir kesim var ki evlere şenlik, bakın bu tiplerin tesislerine, her yıl iki, üç genel müdür değiştirirler, akıllanmazlar… Neden sonra paraların akıp gittiğini gördüklerinde ki artık iş işten geçmiş olur o zaman otellerine “alıcı” aramaya başlarlar…

Ne yapsın benim profesyonel genel müdürüm, Gerçek profesyonel turizmci bir hastanenin başhekimi cerrahı neyse otelin cerrahı da baş hekimi de o otelin genel müdürüdür… Onun ameliyatına müdahale edilemez, bilinçsizce yapılan müdahalelere uyarsanız hastayı öldürürsünüz müdahale eden kenara çekilir üstelik sizi de sorumlu tutar… cezası işten atılmaktır…

H.E.       Evet sektörde haddinden fazla bir profesyonel yönetici sirkülasyonu duyuyor ve izliyoruz sizce sebep bu mu? Ev sahibinde hiç mi suç yok?

S.K.        Tabii ki var olmaz mı ama bu sorunun yüzde doksanı aynen bu hikâye ile ilişkili. Yöneticinin sadece iki seçeneği var, ya aklına ve bu işin terminolojisine uymamasına rağmen sırf emir yukarıdan geldi mantığı ile kalıbına uydurmaya çalışacak (ki hiçbir zaman uymayacaktır) ya da buyur sen ye diyecek alıp ceketini çıkacak sokağa başka yolu yok bu işin…

H.E.       Kısır bir döngü görüyorum, bu Ülke turizmimize orta ve uzun vadede zarar vermiyor mu? Ne yapılmalı sizce?

S.K.        Tabi ki veriyor vermez mi, bakın sayın Bakan fiyat politikalarınızda cesur olun derken ezbere konuşmadı vardı bir bildiği bu olayın panik den kaynaklandığını bildiği için sarf etti o cümleyi, işte profesyonel bir turizmci hiçbir zaman rüzgâr esti, fırtına geldi diye panik yapmaz, fiyatlarla oynamaz zira beş dakikada geri çekilen fiyatların beş yılda geri gelemeyeceğini çok iyi bilir, böyle kriz dönemlerinde onun oynayacağı oyunlar bellidir, önlemini ona göre alır, ona panik yaptıran bilinçsiz patronu’ dur. Bu böyle biline!

Ne yapmalı sorunuza gelince yine o bizim meşhur projemizi adres göstereceğim, zira Turizm Bakanlığı güvencesi altında görev yapacak eğitimli ve donanımlı yöneticiler otelciliğin her safhasında oyunu kuralına göre oynayacaklardır…

CASINO TURİZMİ….

H.E.       Sizin Türkiye genelinde turizmin gelişimi için, Anadolu topraklarını sık sık işaret ettiğinizi, tarih ve kültür varlıklarımızı konu alan yazılar yazdığınızı ve öneriler getirdiğinizi biliyoruz, bu çok önemli konuda ayrı ve özel bir söyleşi yapalım, şimdi Ülkemizde tabu olmuş bir konuda ki ben yıllardan beri ilk kez sizden gür sesli bir çıkış gördüm ki anladınız sanırım CASINO TURİZM’ inden bahsediyorum, ne diyorsunuz?

S.K.        Ne mi diyorum, bu Tabu neyin nesidir kardeşim, bundan yirmi yıl öncesinin sosyal yapısı, teknolojisi ile yasaklanmış! bir konuyu sürdürmenin anlamı nedir ki? Neden korkuyoruz? Şimdi öyle bir soru sordunuz ki iki cümle ile anlatılacak bir şey değil bu iş anlatırım ama genelde okuma özürlü olduğumuz için okurların sıkılıp sonuna kadar okumaz zapping yaparlar istermisin?

H.E.       Anlatın başkanım hiç önemli değil bizim okurlarımız o sizin genellemenizin dışında olan entelektüel turizmcilerdir okurlar…

S.K.        Peki o zaman benden günah gitti, yaz bakalım,

Hani ne edip ettiysek düzeltelim yerine yasakladık dedik ya kumarhaneleri, hemen ardından Türkiye de doğan boşluğu iyi değerlendiren, başta Yunanistan olmak üzere, KKTC, Güney Kıbrıs, Yugoslavya, Bulgaristan, Batum, Makedonya “Casino” işine el attılar…

Maşallahları var… hepsinin halleri vakitleri yerindedir…

Hele bunların dışında Uzak Doğu’nun tam kalbinde Çin’de böylesine ünlü bir şans oyunları kenti var ki görülmeye incelemeye değer buranın yükselişi neredeyse tam da bizim yasaklanışımızla başlayan süreye denk geliyor.

Burası “The Venetian Macao” Uzakdoğuda latin rüzgarları estiren bu Portekiz kolonisi çok zengin bir şehir olup Kumar endüstrisi ile Las Vegası bile gölgede bırakıp alıp başını gitmiş, Casino’ larından yılda 100 Milyar dolara yakın bir gelir kazandığı söyleniyor…

Düşünün küçücük bir ada ve dünyanın dört tarafından akın akın gelen turistlere hem süper bir tatil hem de kumar sunarak milyar dolarları cebe indiriyor…

Elin oğlundan kazandıkları gelir ile halkına yüksek yaşam kalitesi sunuyor…

H.E.       Bizde nasıl olacak başkanım,

S.K.        Şimdi; biraz kısa kes mi demek istiyorsun, peki peki Uzun lafın kısası nasıl olacağını anlatayım,

Yasağın ardından 98ler den günümüze 20 yıla yakın süre geçmiş… Tabuları yıkacaksın kardeşim, korkmadan;

Şöyle Tekirdağ’dan Fethiye ye kadar denizlerimizde serpiştirilmiş ve âtıl durumda onlarca adamızdan turizm destinasyonlarına yakın olanlarını belirlesek…

Sadece bu adalar üzerine ve sadece “Yabancı Casino Yatırımcılarını” çağırsak,

Buralara sadece yabancılar için “tek noktadan giriş” formülü ile “Sadece Casino ve eğlence merkezleri” ne izin versek…

İşin başında arazi payı ve lisans ücreti olarak Birer Milyar dolarları alsak,

Casino’ nu yap, ama misafirlerini otellerimde yatır” desek… Veya başka alternatifler üretirsiniz.

Oteller’ den Casino adalarına shuttle helikopterler, tekneler vızır vızır gidip gelseler,

Çevre otellerimize, esnafımıza, teknecimize, hava taşımacılığımıza can, kan, moral olmaz mı?

Ayrıca, orta ölçekli bir Casino’ da istihdam edilen turizm emekçilerinin sayısı neredeyse bin yataklı bir tesisinkiyle eşdeğer olduğu gerçeği ile, binlerce istihdam sağlanmış olmaz mı?

Bilişim çağının bu denli ilerlediği bir devirde her aleti, her masayı önce o mekânlardaki görevlilerimizin bilgisayarlarına, oradan da Maliye Bakanlığının bir teknik biriminin datalarına yüklesek,

Her gecenin sabahında Casino idaresinden “Ciro’dan” doğan komisyonlarımızı peşin peşin tahsil etsek…

Ayrıca üstüne üstlük kazançlardan doğan vergileri de peşin peşin cebe indirsek fenamı olur?

H.E.       Hiç fena olur mu Başkanım ne cari açık kalır ne fakirlik ne de enflasyon…

S.K.        Aynen öyle, öylede böyle bir adımı atacak gel anlat yapalım diyecek bir babayiğit var mı?

H.E.       Var başkanım benim bildiğim birisi,

S.K.        ?? İnşallah vardır, kurtuluşumuz olur…

H.E.       Sayın Bakan Ersoy, Londra da ki WTM de otelcilere “Cesur olun Fiyat kırmayın” öğüt’ ü vermiş bu çıkışı nasıl buldunuz?

S.K.        Çok doğru söylemiş…işte profesyonel, işin mutfağından gelme turizmci farkı, bravo diyorum alkışlıyorum kendisine olan güvenimiz ve desteğimizin boşa çıkmadığını görüyorum…

Rüzgar esti diyerek yaratılan panik ile fiyat indirmeler konularında bizlerin feryatlarına, yazıp çizdiklerimize uyarılarımıza kimseler kulak vermemişlerdi, yaa bu adamlar ne demek istiyorlar diye bir feyz almamışlardı, Yıllardır yetkili bir ağızdan bir turizm bakanından böyle cesur çıkışlara hasret kalmışız, Ancak Otelcilik işin ehli kişilerde olduğu sürece bu tür çıkışlar yerini bulur, bunun için de otel yönetimlerinde bilgi, tecrübe, geçmiş sorgulanmalı mutlaka sertifikasyon aranmalıdır, bunu arayacak ve uygulayacak mercii de Kültür ve Turizm Bakanlığının tam kendisidir.

H.E.       Nasıl olacak?

S.K.        Nasıl mı olacak? Siz Devlet olarak, bu işi; Turizm eğitimi almış, Otelciliğe işin mutfağından başlamış, bulaşık yıkamış, et kesmiş, otel hiyerarşisini hiçbir zaman kompleks edinmemiş, misafir odaklı olmuş, yönetim düzeninde kendisini kapıdaki görevlinin altına koyabilmiş, liyakat sahibi profesyonellere bırakılmasını sağlarsanız her şey düzelir yerli yerine oturur.

İşte bunun kodları orada duruyor… “Konaklama Sektöründe Görev Yapan Tepe Yöneticilerinin Unvanlarının Korunması Nitelik Sorunu ve Çözüm Önerileri Projesi” içinde her şey yazılı…

H.E.       Bu arada Sayın Bakan Ersoy; Fiyat tavizi vermeden yapacağınız operasyonlardan elde edeceğiniz Extra karı personelinize harcayın demiş, ama haberin çıktığı turizm portalında tourismtoday’ de kendi otellerinde çalışan gençlerden hayli fazla eleştirel yorumlar almış, okudunuz mu?

S.K.        Evet haberi de okudum o yorumları da okudum, yıllardır konaklama sektörünün içerisinde olan bir kişinin tesislerinden binlerce personel geçtiğini varsayacak olursak bunların içerisinde memnun olanın da olmayanında bulunması tabiidir. O nedenle ben o yorumları münferit serzenişler olarak görüyorum, Ben geçmişe değil günüme bakarım yıllarca otelciliğin içerisinde bulunmuş birisi karar merciine gelmiş ve tam da bu tür sorunların odak noktasına oturmuş ise benim için önemli olan o kişinin bu gün düşündükleri ve konuştuklarıdır… Sayın Bakan çok önemli bir konuya tamda kanayan bir yaraya parmak basmış daha ne istiyoruz, demek ki bu önemli konu gündemine gelmiş, görünen o ki konuşulmuş tartışılmış, inşallah üzerine gidilir ve öncelikli düzeltilmesi gereken işler statüsüne alınır, daha ne diyeyim… 

H.E.       2019’u nasıl değerlendirirsiniz?

S.K.        Bakın 2018 için yukarıda bir değerlendirme yapmış idim, 2019’u da ancak o görüşlerimin ışığında değerlendirebilirim, Dövizde geldiğimiz nokta tabidir ki bir hareket yaratacak ama öyle ortalığa saçıldığı gibi “patlama” falan beklenmesin ve unutulmamasın ki uzun zamandır kadro dışı kalıp bu yıl oyuna dahil olan iki önemli oyuncu var;

H.E.       Kimler bunlar?

S.K.        Mısır ve Tunus… göz ardı edilemeyecek önemli rakiplerdir!

H.E.       Anladım!

H.E.       Başkanım sizin hep Türkiye ye gelen turist sayısı ile ilgili hep bir itirazınız var, Hatta Önceki Bakanlardan Sayın Nabi Avcı’nın Bodruma ziyareti esnasında söz alarak bu görüşünüzü matematiksel birtakım verilerle iletmiş kendisini de ikna etmiştiniz, bu aralar yine 40 / 45 milyon turist konuşuluyor, halen aynı yer de mi duruyorsunuz?

S.K.        Sevgili kardeşim Matematik birdir değişmez, mevcut yatak kapasitenizi bir yere yazarsınız, sonra bunların ne kadarı 12 ay ne kadarı 6 ay açık kalıyor çıkarırsınız, resort bölgeler (Güney Ege ve Akdeniz) in ortalama kalış sürelerini başta İstanbul Ankara, İzmir olmak üzere Anadolu’nun da bilinen ortalama kalış sürelerini bir kenara yazarsınız toplar çıkartır böler çarparsınız mevcut yatak kapasitenizin bu kadar TURİST (gerçek anlamda turizm hareketine katılan) ağırlayamayacağınızı görürsünüz…

Eğer üşeniyorsanız girin Google ‘a (https://www.turizmguncel.com/makale/biri-bana-anlatsa!-m857.html) 2012 de yazmışım “biri bana anlatsa” da işin matematiğini anlatıyorum…

H.E.       Peki bir de “Her şey dahil sistemi”?

S.K.        Yarama tuz basma! Dejenere ettik batırdık bu sitemi, vaz geçelim mi hayır! Ama yapılabilirlik çizgisine, diğer ülkelerde uygulandığı şekilde başlangıç noktasına çekelim yine. İspanyayı bile örnek alsanız düzeltirsiniz, İspanyada HD otellerin sadece %25 inde uygulanıyor o da belirli klasmanlara dağıtılmış…

H.E.       Nasıl çekilir?

S.K.        Aslında çok basit, Onun da çözümü meşhur projede var… Aç oku be kardeşim…

H.E.       Başkanım şu meşhur projenizi gazetemizde yayınlasak olur mu?  Belki birileri dikkatlice okur da bu önemli sorunların çözümü olarak gösterdiğiniz meşhur adresiniz ne diyormuş okusak!

S.K.        Hay hay vereyim tabii bu röportajımızın yayımlandığı tarih ile eş zamanlı olarak yayına alırsınız…

H.E.       Göbeklitepe?

S.K.        Müthiş! İnsanlık tarihini 12 bin yıl geriye götüren dünyada okutulan tüm tarih kitaplarını değiştiren Tanrının bahşettiği bu muhteşem coğrafyanın bize son olarak verdiği en önemli bir altın madeni, ne diyeyim

H.E.       Bu konuyu çok dile getirdiniz, Var mı bir çalışma?

S.K.        Evet var Sayın Ersoy gitti gördü ve sanırım duyduğuma göre önümüzdeki yılı “Göbeklitepe” yılı ilanı için çalışma başlatılmış.

H.E.       Bu kadar dile getirdiğiniz sürekli yazıp çizdiğiniz bir konunun devlet kademesinde ses verdiğini görmek sizi memnun etmiştir sanırım?

S.K.        Ne demezsiniz sonsuz bir mutluluk duyuyorum aslında ben Göbeklitepe üzerinden Anadolu’muzdaki tarih ve kültür varlıklarının aynı şekilde ön plana çekilmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Anadolu’muzda en az Göbeklitepe kadar o kadar çok değerlerimiz var ki anlatmakla yazmakla bitiremezsiniz.

İşte bu gerçekten hareketle, Turizmimizi kültür ve tarih varlıklarımızın bulunduğu yerlerimizi layık olduğu şekilde değerlendirmeli ve en azından deniz güneş kum üçgeni hizasına getirilmeli diye düşünüyorum, ancak bu önemli atağı yapmadan en önce çevre, yatak ve insan alt yapısını kısaca yetenekli iş gücünü iyi kurgulamak gerekir.

Tabii tüm bunları uygularken globalleşen dünyada gelişen yeni nesil uygulamaları, sunum ve hizmet tekniklerini, yeni trendleri göz ardı etmeyeceksiniz, yeni hikayeler yazacaksınız, gastronomiyi kesinlikle atlamayacaksınız, artık başarının sadece ve sadece “misafir odaklı” bir anlayıştan geçtiğini, yapılan hataların anında tüm dünyada okunabilirliğe sahip olduğunu işte bu noktada başarıyı sağlayabilmek için mesleğin odak noktasının “insan” olduğu kesinlikle unutulmamalı ve ilk adımlarınızı buradan atmaya başlamalısınız.

H.E.       Kısa bir süre sonra Belediye seçimleri olacak, Bodruma şimdiden onlarca aday adayı var, sizce Bodruma nasıl bir kişi Belediye Başkanı olmalı?

S.K.        Bakın, Bodrum bugüne kadar hep bir Dünya markası olarak tanıtıldı, bende hep itiraz ettim Marka olmak bambaşka bir şey diye! Tanınır olmak ile Marka olmak hep karıştırıldı, evet Bodrum dünyada tanınırlığı yüksek bir turizm destinasyonudur işte bu özelliğini “Marka” ya çevirebilmek gereklidir, Bunun için de Vizyon gereklidir… işte bence Bodruma belediye başkanı olacak kişi her şeyden önce “Vizyoner”, sonrasında gerçek bir “Turizmci” olmalıdır, eğer bu özelliklere sahip bir aday çıkarsa önünüze teferruata bakmayın, ne yapıp edip getirin göreve Bodrumu uçursun…

Başkanım A dan başladık Z ye geldik, kendinizi Üç kelime ile tarif edermisiniz…

S.K.        1Turizme, 2Aşk ile 3Tutkulu…

H.E.       Zaman ayırdığınız için Teşekkür ederiz.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here