O Yüzlere Dikkat Edin!

0
4

Bir deli bir kuyuya bir taş atıyor, binlerce akıllı o taşı çıkarmak için kuyruğa giriyor. Daha sonra ‘ben’ler çıkıyor ortaya. Ben demeniz için önce var olmanız gerekmektedir. Hakikati unutmayıp düşünmeniz lazım gelir. Tabi toplumun şakulü bu günlerde kayınca bizim gibiler öksüz kalıyor; Neden? Doğru söylemek, doğru yazmak için uğraşıyor o azınlık..

Hasta kişilikler çıkar ya bu dönem karşınıza, kendi kendinizi karantinaya alın. İlişkilerinizi gözden geçirin.
Herkes hesabını buna göre yapsın. Ha, bazılarına ofis kurdurup  karşı tezgâh peşinde olanlar mı? Onlar suları yokuşa akıtmak için milleti “darp” eden darbelerine devam edebilirler. Fakat yine de, hiçbir tezgâh suları yokuşa akıtamaz.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olamazsınız. 

“Bir şeyi bilmiyorsanız ve bu konuda size soru soruluyorsa rahatlıkla ‘bilmiyorum’ deyin. Çünkü, bildiğinizi göstermek için söyleyeceğiniz onlarca   yalan inanın sizi kurtarmaz. Hele günü kurtarmak için sosyal medyada dürüst insanların kafasını hiç karıştırmayın.
Bazı coğrafyalarda dedikodunun ve goygoyun çokluğu, bilginin ve akletmenin azlığından kaynaklanır. Biri kalkar ağır bir laf söyler, diğeri aman bendendir, yada başımıza bela olur korkuyoruz diye geri çekilir. Geçenlerde bir abimle bu meseleyi masaya yatırdık aynı şey şu yıllarda olsaydı ne olurdu diye. Çok güzel cevabı vardı. Gece yatağından kaldırırlardı dedi. Birine orantısız sövüyorlarsa orada bir halt vardır. Durun, düşünün doğru karar verin…

Sonradan ortak çocukları olanlar ve alışkanlık sağlayıp topluma uyan kişiler, Devşirmeler… Var olamayacaklarını anlayınca, sizi de devşirirler ve yeniden içeriye bir fildişi kule inşa ettirirler.

İnsanları mutlu görseler, huzursuz olurlar, aralarında toplantılar düzenlerler. Bu insanlardan olmayınız bunlarla yürümeyiniz, bir şey kaybetmezsiniz, çünkü kaybeden kişiler devamlı mahalle baskısına boyun eğenlerdir. 

Aksini yapın , malum mahallenin siz dürüstlere  baskısına “dur” demektir erdem sahibi olabilmek doğruyu keşfedebilmek.

“İnsanlar kendi yüzlerini görecek kadar yiğit değiller, o yüzden gerçek yüzlerini gösteren  tüm aynaları kırmaya çalışırlar. Bizim gibilere  bu kadar taş atmalarının sebebi de budur. Çünkü ben onlara yüzlerini yansıtan ayna olamaya çalıştım/çalışıyorum da .”

Bir toplumun kalitesini anlamak için elitlerden değil, o toplumun bakkalından, muhtarından, berberinden, garsonundan, işçisinden, öğretmeninden sorun kişileri ve liderleri.

Çoğu zaman bu kaliteyi anlatmak için 20 yıldır uğraştık. Karma karışık duygular geçti zihnimizden. Kendi kendisine ve öz değerlerine yabancılaşan insanların iç çatışmasına ilişkin kimi ipuçları yakalayabilir miyiz diye, uzaktan bir miktar izledik bu yüzleri. Tahlillerimde yanılmış olabilirim; Fakat, yanılmadığımı sandığım tek nokta, karşımda gördüğüm yüzün, sahibine ait olmadığıydı. Bu kaçıncı yüzü, ya da maskesi bilmiyorum; fakat gerçekten kopup yanına gelen tek tük kişilere acemice mukabelesinden, duruşunun ne denli sentetik, ne denli eğreti olduğu ayan-beyan anlayabiliyoruz artık. “Bir insanın, bir anda birçok maskeyi birden kullanmak zorunda oluşu zor sanattır? Bizim meslekte olanlarında içinde olduğu bu baloda oynayanlar o kadar çok ki…
Halk onlar için “adam olacak (ya da olmayacak) çocuk”tur. Özellikleri belli: Karınlarından konuşuyorlar.
Dillerinin altında eşek baklası var. Bir türlü esas hedeflerini söylemiyorlar. 

Kimsenin yüreğini/zihnini bilemeyiz; ne ki, eylemiyle yüreğindekini ortaya koyanların yüreğini bilmeye de gerek duymayız. Hüküm makamı değiliz, zaten buna da gerek yok; çünkü herkes kendisinin ne olduğunu ve neye hizmet ettiğini iyi bilir. Biz, yalnızca ayna tutarız;   herkes ona bakar ve kendi değer hükmünü verir:
Eğerlere karşı giderilemez bir önyargıları, saklı bir hınçları, maskelenmiş bir düşmanlıkları var. Onların halini tasvirde “devşirme psikolojisi” dahi yetersiz kalıyor. Aytmatov’un romanında tasvir ettiği “mankurtlaştırma” ameliyesine tabi tutulmuş gibiler. Can dostlarına düşman, can düşmanlarına dost gözüyle bakıyorlar.

Adeta kortekslerinin alınlarına gelen kısmı alınmış gibiler. Hastalar. Kafaları fobi imalathanesi gibi çalışıyor. Korkularıyla yüzleşmek yerine korkularıyla özdeşiyorlar.

Hepsinden beteri çıkar, güç ve şehvete tapıyorlar. Çıkarları gerektirdiğinde olmayacakları şey yok.
Yumurtalarını pişirmek için bulundukları yeri yakacak kadar gözleri dönmüş olanlara dikkat etmek lazım.  Her zaman söylediğim şeyi burada tekrar edeyim. Toprak başka; Vatan başka Bahara, Sağlıcakla