Yeni yönetim modeli olan “Paydaş Kapitalizmi”

0
2 views

Yeni yönetim modeli olan “Paydaş Kapitalizmi”nin gelecekte dünya ekonomisine bir etkisi olur mu?

Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın geçen gün yaptığı “Biz sizin paranızı harcıyoruz ve devlet memuruyuz. Bakmayın kocaman sıfatlar yakıştırılmasına. Bizim herhangi bir memurdan farkımız yok, maaşımızı da siz ödüyorsunuz” açıklaması bana gleceğin yönetim ve iş modeli “Paydaş Kapitalizmi”nin gelecekte dünya ekonomisine nasıl bir etkisi olur diye düşündürttü.

Ocak ayında Dünya Ekonomik Forumu (WEF) yıllık toplantısını Davos, İsviçre’de gerçekleştirdi ve bu yıl Dünya Ekonomi Forumu’nda iş dünyası ile ilgili tüm ezberleri bozacak yeni bir gündem vardı: “Paydaş Kapitalizm İş Modeli”

Paydaş Kapitalizm nedir?

Paydaş kapitalizmi, şirketlerin tüm paydaşlarının çıkarlarına hizmet etmeye yöneldiği bir sistemdir. Kilit paydaşlar arasında müşteriler, tedarikçiler, çalışanlar, hissedarlar ve yerel topluluklar bulunmaktadır.

Günümüz şirketlerinin tek hedefi karlarını maksimize etmek. Şirket karlarının maksimize edilmesi ile şirketler toplum yararına da iş yapmış olduklarını düşünüyorlar. Bu iş modeli ve yaklaşımı ne kadar olumlu gibi gözükse de elbette ki varlık sahiplerinin çıkarları öncelikli gelmektedir.

Ancak artan uluslararası rekabet ve globalleşme ile şirketlerin artık daha fazlasını yapmaları gerekiyor. En önemlisi her şirket çalışanlarını, çevreyi, kamuoyunu kısacası tüm paydaşlarını dikkate almak ve onların da çıkarlarına uygun bir iş modeli geliştirmek ve yönetmek zorunda. Bu yaklaşım kısa vadede daha düşük işletme karı getirse de uzun vadede şirketlere sürdürülebilir karlılık sağlıyor.

Şimdiye kadar sermayedar kapitalizmi ile devlet kapitalizmi arasında ayrım yapılıyordu. Paydaşlar kapitalizmi bu iki biçimden ne bakımlardan ayrılıyor?

Bugün mevcut sistemde; sermayedar kapitalizminde herşey varlık sahiplerinin çıkarlarına göre düzenleniyor yada Devlet kapitalizminde devlet yönlendirici olarak müdahale ediyor. Paydaşlar kapitalizminde ise iş modeli daha geniş kapsamlı olarak uygulanıyor ve piyasa ekonomisi süreçlerini esas alıyor. Ama şirketlerin toplumun geneli içinde sorumluluk taşımasını da öngörüyor. Yönetimde özellikle uzman eleman açığı temel bir konu olarak ele alınıyor bu konu için özel çalışmalar yapılıyor. Çok iyi derecede eğitim almış elemanlar bugün işverenlerinden salt iyi ücretin ötesinde başka şeyler de bekliyorlar. Pek çokları hayatı anlamlı kılacak bir misyon arayışında. Şirketlerin bu konuya duyarlı olması gerek. Aksi takdirde, süreçleri dikkatli izleyen ve düşük fiyata işe yarar ürünlerin ötesinde talepleri olan kamuoyuyla da ters düşebilirler.

Almanya’ya özgü görülen “Ren kapitalizmi” daha 1950’li yıllarda birşeyi fark etti: Salt “sermayeye değer verilmesi” yetersiz bir bakış açısı olarak görüldü. Almanya’da sosyal dengeye verilen önemin yanı sıra, çalışanların ve katılımın öneminin de bilincine varıldı. Ama çevre uzun süre göz ardı edilen bir konu oldu. Şu sıralar bu durum değişiyor ve Almanya iş hayatı ile birlikte sosyal denge ve çevre konularına da büyük önem veriyor. Pek çok şirket, uzun vadede de var olabilmek için yeşil büyümeye ve iklime zarar vermeyen üretime yönelmeleri gerektiğini görüyor.

Bugün dünyada değişen ekonomik dengeler şirketlerin kendilerini sorgulamalarına neden oldu. Artık şirketler uzman personeli ve yetenekleri çekecek cazip ortamlar yaratıyor. Şirketlerin ekonomik faaliyetleri topluma ve çevreye duyarlı müşterileri memnun etmeye uygun iş modelleri sunuyor. Şirketler artık bu konuları sorgulamak zorunda. Bir şirketin uzun vadede başarılı olması, ancak bu sosyal ve ekolojik meseleleri dikkate almasıyla mümkün.

1970 yılından bu yana iş dünyasındaki büyük değişim, henüz tam olarak anlaşılamayan devrimci sonuçlara yol açmıştır. 70’li yılların başlarında, Chicago Ekonomi Okulu’ndan Milton Friedman, iş dünyasının tek amacının diğer paydaşları göz ardı ederek üç ayda bir hızlanan hissedarlar için kâr elde etmek olduğunu belirtti. Bu derin kusurlu yönetim anlayışı, nihayet yönünü paydaşlarına çevirdi. Artık modern toplumda bir şirketin amacının; çalışanları, müşterileri, satıcıları ve toplulukları da dahil olmak üzere tüm paydaşlara hizmet etmek olduğu anlayışı kabul ediliyor. Bu yeni anlayış ile birlikte tüm ezberlerin bozularak, iş dünyasının kâr arayışında yırtıcı olmaktan ziyade toplumun hizmetkârı olarak hareket etmeye başladığını göreceğiz.

Şimdi bu yönetim modelini savunanlar, isteklilikten eyleme geçme zamanı olduğunu belirtiyor ve artık tüm toplumların iş dünyasında masada söz sahibi olması gerektiğine inanıyorlar. Şirketler, şirket paydaşları ve küresel ekonomiye katılan herkes için büyük bir kazanç olarak görülen bu yönetim şekli bakalım önümüzdeki günlerde şirketleri nasıl etkileyecek.

Filiz Hoşkan