Bir Akademisyenin Kaleminden “Pandeminin Turizm Sektörü Üzerindeki Etkisi”

0

Pandeminin etkisini en yaygın hissettirdiği sektörlerin başında hiç şüphesiz seyahat ve turizm gelmektedir. Boş oteller, iptal edilen uçuşlar, festivaller, kapalı turistik yerler ve dahası olmak üzere “Koronavirüs” küresel turizmi oldukça etkilemiştir. Sektör hâlihazırda milyarlarca dolar kaybetmektedir. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA), küresel hava taşımacılığı gelirlerinin bu yıl %5 azalacağını tahmin etmekte, bu da 29.3 milyar dolarlık gelir kaybı demektir. Otel endüstrisi ise her hafta 1.4 milyar dolar gelir kaybetmektedir. Turizm sektörü dünya GSMH’sının %10’undan fazlasını üretmekte ve bu da ortalama 8.8 trilyon dolara denk gelmektedir. Bu nedenle turizm sektörünün etkilenmesi dünya ekonomisini de etkileyecektir. Böylece seyahat kısıtlamaları, uçuş yasakları ve tüm ülkelerde yaşanan iptaller, sektörü ve çalışanları ciddi anlamda tehdit etmektedir. Martın son haftası itibariyle hava yolculuğu %34.02, konaklama ve otellere talebin %39, araç kiralamanın da %33 düştüğü görülüyor. Bunun yanında haber ve medya sektörü %2.07, teslimat sektörü ise %7.8 artmıştır.

Dünya Turizm Örgütü’ne (UNWTO) göre bu yıl salgın nedeniyle turist sayısının %3-4 düşebileceği öngörülüyor. THY ve Pegasus hisse senetleri %5.6 ile %4.9 düşmüş durumda. Herhangi bir gelir akışı olmazsa, THY’nin iki aydan biraz fazla, Lufthansa’nın 51 gün ve dünyanın pek çok havayolu şirketinin ise faaliyetlerini en fazla beş ay sürdürebileceği ifade ediliyor. Turizm uzmanları tarafından, dünya genelindeki toplam 20.000 civarındaki uçağın sadece 1.000’e yakının havada olduğu, onlarında genellikle kargo amaçlı uçtuğu ifade ediliyor. Seyahat sektörünün %90’ndan fazlası durmuş durumda. Bu, havayollarının işletme gelirlerinde 88 ila 116 milyar dolar arasında potansiyel bir kayıp yaratacaktır. Ayrıca, Almanya 400 tur operatörü ve 700’den fazla seyahat acentesinin 8 milyar Euro’luk ön ödemeyi müşterilerine yapmasının yıl sonuna kadar sektörü felç edeceğini söylüyor. Ancak bu firmalar havayolu ve otellere yaptıkları ön ödeme nedeniyle bunun pek de mümkün olamayacağını ifade ediyorlar. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’ne (WTTC) göre, pandemi nedeniyle küresel seyahat ve turizmde 75 milyona kadar kişinin işini kaybetme riski altında olduğu tahmin edilmektedir. WTTC’nin araştırmasına dayanan endişe verici rakam, 2020’de dünya turizm ekonomisinde kaybın 2.1 trilyon dolara kadar olacağını gösteriyor. Yıllık turizm pazarının 1.7 trilyon dolar ve turizmin etkilediği diğer ileri-geri bağlantılı sektörler vb. düşünüldüğü zaman 8 trilyon dolarlık bir pazarda, şu an için 600 milyar dolarlık bir kayıptan bahsediliyor. Mastercard, Amerikan Ekspress ve Visa’nın rakamlarına göre virüsün dünya ekonomisine verdiği zararın mart sonu için 28-29 trilyon dolar olduğunu görülüyor. Birçok hükümet, sektör üzerindeki bu olumsuz durumu bertaraf etmek ve toparlanmayı kolaylaştırmak için turizme özgü tedbirler almaktadır. Ancak bu tedbirlerin daha fazla ve daha koordineli bir şekilde yapılması gerekmektedir. Üzerinde durulması gereken üç konu vardır:

  • İnsanları korumak: Ziyaretçileri ve turizm çalışanlarını korumak,
  • İş dünyasının hayatta kalmasını sağlamak: Turizm tedarik zinciri boyunca ve özellikle nakit akışı destekleri de dâhil olmak üzere KOBİ’leri desteklemek,
  • Koordinasyon mekanizmalarının devreye sokulması

Bu bağlamda turizm, tarımla birlikte dünyanın ve Türkiye’nin en stratejik sektörüdür. Tarım çok önemlidir. Malum tüketeceğimiz yaş ve kuru olmak üzere tüm gıda ürünlerini üretmektedir. Bu süreçte de kontrollü olarak üretime kesinlikle devam edilmelidir. Hatta akıllıca bir strateji belirlersek ve de üretimi durdurmazsak, diğer ülkelere bile yüksek ücretlerle ürün ihraç edebiliriz. Tarımı, dünyanın ve Türkiye’nin en stratejik sektörü yapan faktör nedir? Tarım çalışanları ve onların ürettikleri ürünler olmazsa, hayatta kalamayız. Yaşam için olmazsa olmazımızdır. Tarımsal ürünler, insan için en temel ve zorunlu gereksinimlerdir. Turizmin, tarımdan ve imalat sektöründen farkı ise hizmet sektörü olmasıdır. Peki ne demektir bu? Üretilen hizmetin depolanamaması ve tüketicinin yani turistin ürünün üretildiği yere gelmesinin zorunlu olmasıdır. Tarım dahil diğer tüm sektörlerde üretilen her çeşit ürünü bir şekilde muhafaza ya da stok etme şansı varken, seyahat ve turizm sektöründe ne yazık ki bu mümkün değildir. Bir otel odasını veya bir uçak koltuğunu, yaşanılan herhangi bir ekonomik vb. kriz ortamında depolamak veya stok etmek imkânsızdır. Yatırımların geri dönüş süresinin 7 ila 10 yıl olduğu bu sektör -ki imalat ve diğer sektörlerde 1 ila 3 yıldır- en riskli sektör konumundadır. Ürün hizmet olduğu için, depolama ve stok edilemediğinden ikamesi söz konunu değildir ve riski dağıtma şansı da yoktur. Diğer bir deyişle, pandemi sürecinden geçtiğimiz şu günlerde işletmelerimizin satamadığı ve iptal edilen çok sayıdaki otel odası ya da uçak koltuğu zarar olarak onlara geri dönmektedir.

2015-2017 yılları arasında meydana gelen terör olayları sonrasında Türkiye için yaptığımız bir araştırmaya göre, politik istikrarsızlıklar %80 oranında turizm sektörünü olumsuz etkilemektedir. Politik istikrarsızlığın yaşandığı yıldan iki yıl sonra turizm sektörü %60-70 oranında eski seviyesine dönmektedir. Türkiye’de uçak krizi ve ardından meydana terör saldırıları sonrasında turizm gelirinde yaşanan düşüş GSYH’nın %1.6 oranında düşmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımından sonraki en önemli kriz olarak pandemiyi değerlendirecek olursak, pandeminin seyahat ve turizm sektörü üzerindeki etkisinin tüm tüketici ve üretici alışkanlıklarını da tamamen değiştirerek uzun yıllar etkisini sürdüreceğini belirtebilirim. Nitekim, büyük otel zincirleri 2020’de hisse senedi fiyatlarındaki düşüşü görmeye başlamıştır.  18 Mart tarihi itibariyle Marriott hisse senetleri %62 oranında, MGM tatil köyleri hisse senedi fiyatları ise %75 oranında düşüş yaşamıştır. Daha çok serbest çalışan tur rehberlerinin faaliyetlerinde de önemli düşüşler görülmeye başlanmış ve gelirleri önemli ölçüde azalmıştır.  Örneğin Japonya’da, Mart ve Nisan ayları için iş yükleri ortalama %80’den fazla azalmış, İsrail’de 4.000 tur rehberi işsiz bırakılmıştır.

Bu yıl sezon olacak ancak ne kadar süre ve nasıl olacağını hep birlikte göreceğiz. Brian Greene dediği gibi, “Bilinmeyenleri keşfetmek belirsizliklere tahammül etmeyi gerektirir.” Ne var ki, kötümser senaryoya göre bu sene iç ve dış turizm hareketliliği olmaz. İyimser senaryoya göre ise Türkiye, Rusya ve Ukrayna sorunlarını çözebilirse daha dinamik halde olacakları için turizm hareketleri bu ülkeler arasında başlayabilir. AB için bunu söylemek zor. Ancak gelen haberlerde havaların ısınmasıyla birlikte Orta Avrupa’dan Güney’e doğru bir turizm hareketliliğinin olacağı ifade ediliyor. Hatta şu anda deniz kıyılarına gitmek isteyip de polis kontrolünü geçemeyen insanların olduğu biliniyor. Muğla özelinde Milas-Bodrum ile Dalaman havaalanına gelen turistlere bakacak olursak bölge pazarında İngiltere, Almanya, Hollanda gibi AB ülkeleri başı çekiyor. Bu nedenle, bölgemizdeki turizm hareketliliğinin başlaması hiç kuşkusuz AB’nın bu konudaki durumuna bağlı. Salgın mayıs ayı sonuna doğru biter de haziran ya da temmuz ayları gibi turist hareketliliği başlarsa bu ülkemiz turizmi için çok olumlu bir gelişmedir. Çünkü ülkemize gelen turistlerin yaklaşık %50’sini Avrupa’dan gelen misafirler oluşturmaktadır. Öte yandan şu anda medya ve diğer tüm kuruluşlar iyi veya kötü senaryo hep günümüzü konuşuyoruz, orta ve uzun vade olarak gelecek ise hiç konuşulmuyor. Oysaki insanlar işini, parasını kaybetti ve etmeye de devam ediyor. Böyle olunca talep düşer. Bu açıdan bakıldığında, tur operatörleri ve havayolu ulaşımı (uçaklar) çok önemli. Neden? Nakit döngüsüyle çalışıyorlar(dı). Pandemi sona erdiğinde %25-50’sinin iflas edeceği tahmin ediliyor. Yeni firmaların faaliyete başlaması ise oldukça zor. Hem ciddi sabit sermaye yatırım gerektiriyor ve hem de karlı kurumlar değil. Buna ilave olarak, tur operatörleri ve uçak şirketleri dinamik ve tecrübe gerektiren işler. Bir otelin batması ama yeniden faaliyete geçmesi kolayken, bunların geriye döndürülmesi oldukça zor. Görünmeyen ticaret olarak tehlikeli ve riskli bir alan.

Turizm çalışanları yazın çalışır, kazanır ve kışın yerler. Şu an ise sıfır tükettiler. İyimser senaryoya göre, haziran sonu işler açılır ve otellerin %50’si belki açılabilir. Rusya, Ukrayna, Bulgaristan ve Gürcistan gibi pazarlarda ismi olan tesisler açılır. Oteller ve sektörün diğer paydaşları yazı kurtarır ancak önümüzdeki kışı çıkartamaz. Nasıl ders almalıyız? Bunu iyi düşünerek işler kötü gittiği zaman bir yıllık nakdi belki de elde tutmalarını gerektiğini düşünüyorum. Seyahat ve turizm çalışanları bir, yöneticiler ise iki yıllık birikimini elde tutabilmeli. Böylece kendilerini güçlü tutabilecek ve hissedebilecekler. Çünkü insanların gelir kaybına tahammülü yok. Tasarruflar bu anlamda çok önemli. Süreç bizlere, 1-2 yıllık gelir kaybına karşı hazırlıklı olunması gerektiğini gösteriyor. Keynes’in ihtiyat güdüsüyle para talebi dediği durum aslında bunun teorik açıklamasıdır.

Turizm çeşitlendirilmeli, agro, eko, çiftlik turizmi ile organik tarım turizmle entegre edilerek ürün pazarlanmalı ve sunulmalı. Akdeniz bölgesinde en yeni tesislere sahip olduğumuz sürekli vurgulanmalı. Tarihi eserler ile zengin ve benzersiz tarımsal ürün çeşitliliğimizi iyi kullanmalıyız. Doğaya dayalı küçük oteller-işletmeler öne çıkacak. Koca koca oteller, binalar, büfe ve restoranlar artık sıkıntılı görünüyor. Daha çok ya da daha büyük diye bir şey olmayacak. Daha küçük, topluma yararlı, katma değer yaratan, yeterince hizmetin arz edileceği bir döneme gireceğiz. Daha fazla büyük-kocaman oteller değil, daha küçük ve yeteri kadar işler ön plana çıkacak. “Medikal turizm, termal turizm, 55 plus denilen ileri yaş, bakıma muhtaç yaşlı turizmi ve engelli turizmi” olarak ifade edilen sağlık turizmini, pandemi krizi açısından lehimize çekebiliriz. Turizm illerimizdeki kamu ve özel sektöre bağlı hastanelerimizi kadrolarını güçlendirerek sağlık turizmine katabiliriz. Böylece yaşanılan olumsuz kriz ortamından yararlanabiliriz. Gelen turiste ülkemizdeki turizm bölgelerinde mevcut olan sağlık hizmeti ve kalitesi açısından güven verici ve tanıtıma yönelik faaliyetler yapabiliriz.

AB’nin nüfusu yaklaşık 520 milyondur. Bunun da 125 milyonunu yaşlı nüfustur ve bu sayı sürekli artmaktadır. Bu yaşlı nüfusun %1’inin Muğla’ya gelmesi ise 1 milyon 250 bin kişinin tatil amaçlı ülkemizi tercih etmesi anlamına gelir. Bu yaşlılar aylık 4 bin Euro’nun biraz üzerinde sağlık harcaması yapmaktadır. Bu harcamayı 5-6 ay boyunca ve tatillerini sıcak bölgelerde geçirerek yapıyorlar. Dolayısıyla bizim bir yaşlı turistten yıllık 20-25 bin Euro gelir elde etme şansımız var. Önümüzdeki 6 yıllık süreçte Dış İşleri Bakanlığı’nın altındaki AB Başkanlığı, 20 milyar doları medikal turizm, 25 milyar doları da 55 plus dediğimiz toplam 45 milyar dolar sağlık turizminden gelir elde etmeyi amaçlıyor. Sağlık turizmini devreye iyi sokabilirsek, hastaneleri, çalışanları, yatakları, turistik tesisleri dinamik hale getirerek, kadrolarını güçlendirerek, sadece sağlık turizminden 45-50 bin dolar kazanabiliriz. Gerçekten ciddi bir yapılanmayla turistleri kışında bölgemize çekip, bu hastanelerin olduğu yerdeki otelleri kullanabiliriz. Türkiye’ye bir saat uçuş mesafesinde olan 12, 4 saat uçuş mesafesinde olan 57 ülke var. Bu 57 ülke nüfusunun toplamı ise 1 buçuk milyar. Bu insanların kaliteli ve ucuz sağlık hizmeti alması noktasında Muğla ve Türkiye oldukça önemli bir arza sahip. Bizim hekimlerimiz artık çok iyi. Eskiden Türk hekimler yurt dışına giderek eğitim alırdı, şimdi Türk hekimleri yabancı hekimlere eğitim veriyor. Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede bir çalışanın beslediği emekli sayısı giderek yükseliyor. Ülkelerdeki sağlık harcaması her geçen gün artıyor. 30 milyonluk bir hasta trafiği var. Şu an ki pazarın büyüklüğü 500 milyar dolar. Böylesi bir pazardan aldığımız pay %1 ile 5-6 milyar dolar civarında. İlerleyen süreçte payımızın %1’den, %10’a çıkması 50 milyar doların ülkemize döviz girdisi olarak girmesi demektir. 2023 yılında, bu pazarın 1 trilyon dolara çıkması bekleniyor. 1 trilyon doların %10’u, 100 milyar dolar eder. Türkiye’nin kasasına bundan 3-5 yıl sonra 100 milyar doların girmesi, Türkiye’nin dış ticaret ile cari açığının otomatik olarak kapanması demektir. Dolayısıyla da Muğla gibi sağlık hizmeti veren üniversite hastanelerinin olduğu yerlere çekilecek turistler oldukça önemlidir. Türkiye’nin sağlık hizmetini ve kalitesini, pandemi sürecinde Avrupa’da çok da iyi sağlık hizmeti alamayan Avrupalı vatandaşlara rahatlıkla pazarlayabiliriz. Bundan sonra değişecek olan tatil anlayışında, sağlık hizmeti ile turizm hizmetimizi birleştirerek ürün sunabiliriz.

                Acil bir kriz yönetimi Bakanlık dahil olmak üzere özellikle önemli turizm merkezlerinin olduğu her il için oluşturulmalı. İşletmeler satış, pazarlama, hizmetin sunumu ve dizaynı, hijyen, sağlık ve pek çok alanda artık daha dinamik olmak zorundalar. İnsanların tatilde aradığı şeyler değişecek hijyen ve temizlik başta olmak üzere. Örneğin otellerdeki ortak kullanım alanları, havuzlar, asansör düğmeleri, oda kapı kolları, odalardaki kumandalar, tuvalet ve banyolar, açık büfe restoranlar vb. birçok şeyin temizliği oldukça önemli. Belki bizler Türk milleti olarak “Temizlik imandandır” yaklaşımı ile geleneksel bakış açımız ve bu konularda var olan hassasiyetimizle, doğru pazarlama ve tanıtım ile diğer Avrupa destinasyonlarına nazaran daha avantajlı olabiliriz. Temizlik konusunda Türk insanının/çalışanının ne kadar güvenilebilir bir millet olduğunu sektördeki tüm paydaşların yapacakları uygulamalar ve reklam-pazarlama faaliyetleri ortaya koyması gerekiyor. Temizlik, hijyen ve sağlık açısından tasarlanacak görsel ve yazılı mesajlar değişik reklam mecraları ile sosyal medya hesaplarında sürekli paylaşılmalı. Algıyı iyi yönetmek gerekiyor. Otel içerisindeki temizlik görevlileri günün her saati ellerinde temizlik malzemeleri sürekli temizlik yapmalı ve turistler bunları görmeli. Sağlık personeli sayısı arttırılmalı. Gün içerisinde turistin ateşi belirli kontrol noktalarında ölçülmeli tabii isteyenler için. Yöresel tarımsal ürünlerin öne çıkartıldığı taze meyve suları ve detoks tarzı ürünlerin sunulacağı büfeler otelin birçok noktasına konulmalı. “Corona savar” şeklinde bir algı yaratılarak. Algı yönetimi, daha sağlıklı yaşam ve tatil yapmak düşünce ile entegre edilerek iyi kullanılmalıdır. Buradan hareketle, yurtiçi veya dışı tatile gelen misafirlere virüs taşıyan var mıdır, kalacağım oda temiz midir, yiyeceğimiz-çocuklarımıza yedireceğimiz yiyecekler, gıdalar vs. hijyenik midir, doğal mıdır gibi pek çok sorunun yanıtını arayacaklar. Çocukları için bulundukları ortam, animasyon alanları, yediği yemekler ne derece sağlıklı bunlara çok daha fazla dikkat edecekler. İnsanlar birbirlerine yakın olmak istemeyecekler. Restoranlarda açık büfe değil set menü uygulanacak, uçaklardaki koltuklar ya da kumsallardaki şezlonglar arasında mesafeler açılacak. Ben bunu “Kontrollü ve Sağlıklı Turizm” olarak isimlendiriyorum. Bu yeni bir kavram olarak literatürdeki yerini alacak.

Bunlara ilave olarak, kişiye özel seyahatler, ekolojik seyahatler, sağlık yaşam-spa seyahatler, gurme seyahatler, yavaş (slow-city) seyahatler, sosyal sorumluluk seyahatler yeni trend olacak. İnsanlar seyahat planlamasını acenteden değil de internetten uçağını, konaklamasını, transferini ve hatta gitmek istediği yerlerini gösterecek özel rehberini bile kendileri organize edecekler. Belki internette yer alan önemli seyahat bloggerları özel seyahat planlama uzmanları olarak karşımıza çıkacak ve kişilere özgü seyahat planlaması yaparak yardımcı olacaklar. Salgın korkusuyla toplu taşıma araçları fazla kullanmayarak, araç kiralayarak gitmek istedikleri destinasyonlara ulaşım sağlayacaktır. Araç kiralama sayısı bir oranda artış izleyecektir. Check-in işlemlerinde format değişecektir. Yüz tarama programları, bluetoothla cep telefonundan kapı açma özelliği ve elektronik imza gibi trend olacaktır. İnsanlar bu salgından sonra yemek-içme ve seyahat etme alışkanlıkları kısmen ya da tamamen değişeceği öngörülmektedir. Herşey dahil formatı azalma göstermekle birlikte, insanlara güven vermek için sunumlar değişecektir. Müşteriler kendi kaşıkları ile yemeklerini Benmari yemek sunum yerlerinden alamayacaklar. Canlı pişirme istasyonlarından aşçılar müşterilere yemeklerini verecek. Oteller, maliyet artışına rağmen alkol oranı yüksek kimyasal temizlik ürünlerine yönelmek zorunda kalacaklar. Otel bünyesindeki havuzlar, fitness, çocuk kulüpleri ve spa alanları gibi sağlık açısından daha özenli dezenfekte edilecektir.

kaynak: muğlayenigün.com