Uluslararası Otelciler Derneği (INTHA)’nin önde gelen üyelerinden, otelcilik sektörünün genç ve başarılı yöneticilerinden, Süha Kemal Cankurtaran; Covid-19’un turizm sektörüne etkisini yazdı.

2019 sonlarında başlayıp tüm dünyada bölgesel ve zamanlama farklarıyla hayatı durma noktasına getiren Covid-19 salgınından tüm ülkeler ve tüm sektörler irili ufaklı paylarına düşeni aldılar. Ülkemiz için söz açacak olursak Mart 2020 ortalarında farkında olmadan ve belki çok uzun bir süre asla eskisi gibi olamayacak olan yeni hayatlarımıza entegre olmaya çalıştık.

Geçirdiğimiz yaklaşık 4 aylık sürecin sonunda görülüyor ki Covid-19 salgını en derin izlerini turizm sektörü üzerinde bıraktı. Turizmden kastettiğimiz yalnızca otelcilik değil, bunun yanında acentacılık, ulaşım, yiyecek-içecek kollarını da içine alan çok geniş bir yelpazeden söz ediyoruz. Global çapta zincir oteller kapılarını yeniden açacakları tarih belli olmadan kapattılar. Bunun akabinde seyahat durma noktasına geldi ve yıllık on binlerce turisti ülkemize getiren acentalar süresiz kapalı duruma geldiler. Ve turizm sektörüne bağlı olarak bundan irili ufaklı etkilenen onlarca sektörde de ticaret durma noktasına geldi.

Bununla birlikte hayatımıza yepyeni bir kavram girdi. Güvenli Turizm Sertfikası. Neredeyse tüm ulusal ve uluslararası marka sahibi işletmeler bu sertifikayı almak ve ağırlayacağı misafiri bir nebze olsun rahatlatmak istese de, turizm tüketicisi salgın nedeniyle villa, devre mülk ve apart gibi konakladığı süre boyunca sadece kendisine ait olacak tesisleri kiralamayı tercih ediyorlar. Bunun bir yansımasını da otomotiv sektöründe görüyoruz. Yine aynı şekilde insanlar havayolları veya otobüs ile seyahat yerine kiraladıkları veya satın aldıkları özel araçları ile bir yerden bir yere gitme eğiliminde. Milyon dolarlar harcanarak, türlü zorluklarla açılan dev bütçeli tesisler Güvenli Turizm Sertifikası verme yetkisi olan kuruluşlarda sıra bekleyedursun, biz turistten, en geniş anlamda bir yerden bir yere seyahat eden insanlardan bahsedelim.

Ev dışında giydiği kıyafetine düşman gibi bakan bizler, kapı kollarına dokunmayan, günlük hayati ihtiyaçlarını (ekmek, süt vb) satın almak için markete gitmek yerine online alışveriş ile kapısına getirten, kendi ailesinden biri dahi olsa birkaç kez üst üste öksürünce tedirgin olan insanlardan, bir yerden bir yere gönül rahatlığı ile gitmesini bekleyemeyiz. Hal böyle olunca hayatın özellikle turizm sektörünün kısa vadede normale dönmesini beklemek hayalperestlikten öte gidemez.

Otelcilik sektörü özelinde konuşursak, Mart 2020 itibariyle kapanan otellerimiz yavaş yavaş kapılarını misafirlerine açmaya başladılar fakat misafirler ve onlara hizmet veren sektör profesyonelleri hem kendi hem ailelerinin sağlıkları için gözle görülür biçimde tedirginler. Yurtdışı uçuşlar peyderpey yapılmaya başlasa da dip toplama baktığımızda sektörün dişinin kovuğuna yetmeyecek kadar yabancı turist gelmekte ve bu hem otel yöneticilerini hem yatırımcıyı tatmin etmemektedir.

Bölge bölge söz açacak olursak, İstanbul otelleri yarı yarıya kapılarını açmış durumdalar fakat bu doluluk oranları ve Covid-19 nedeniyle otellerin maliyetlerine eklenen yeni kalemlerle ayakta kalmaları veya kapılarını uzun süre açık tutmaları mümkün gözükmüyor. Kapılarını henüz açmamış otellerin bir kısmı piyasanın hareketlenmesine bağlı olarak hoş geldiniz demeyi planlarken, geri kalan kısmı 2020 yılını çoktan takvimlerinden silmiş durumdalar. Hal böyle olunca gözlerimizi turizm cennetimiz Akdeniz ve Ege’ye çevirelim diyoruz. Bölgedeki sivil toplum kuruluşları, turizm profesyonelleri, otel yöneticileri ve yatırımcıları ile yaptığımız istişareler sonunda bu dönemde özellikle yerli turist olarak iyi bir doluluk yakaladıkları fakat sürdürülebilir bir doluluk olmadığı sonucuna varıyoruz. Bu bölgelerdeki dolulukların direkt olarak Kurban Bayramı dolayısıyla gelen tatil günlerine bağlıyor bayram ertesi son düzlüğüne girilecek olan yüksek sezonun ülkemizce kaçırıldığı kanaatine varıyoruz.

Normalleşme veya yeni normal sürecin şimdilik görünen tek çözümü Covid-19 aşısının bulunmasına bağlı durumda. Aşının bulunması dahi sorunu bir anda kökten çözmeyecektir fakat en azından yeni bir sürecin, eski normal günlere daha çok benzeyen yeni normal günlerin gelmesinde süreci başlatan en önemli etken olacaktır. Aksi takdirde 2021 yılı da turizm sektörü açısından oldukça zor ve meşakkatli geçecek.